Şiddete Meyyalim Vallahi Dertten
Onur Ünlü bir değişik adam, Beş Şehir bir değişik film, Tansu Biçer bir değişik oyuncu.
Önce hüküm; çok beğendim. Arkasına hissettiklerim; bastı yahu, film içime çöreklendi. İnsan bundan da keyif alır mı, alıyor işte.
- Spoiler -
Film beş karakterin, beş farklı hikayesinin ölüm ve şiddetle kesişiminde geçiyor. Karakterlerden Aydın'a özel bir yer açmak lazım, zaten her şey onun hikayesiyle başlıyor. Büyükşehre göç eden taşralı polis, şiddete meyyal, kısmen dertten belki ama, daha çok gördüklerinden.
Yalnız yaşayan ve yeni taşınmış olan polis Aydın, insanoğlunun en ilkel davranışlarından birini sergiliyor aslında, gördüklerini taklit ediyor, etrafındaki şiddeti sorgulamadan tekrar ediyor, şiddetle "var"oluyor. Bir varoluşçuluk sorgulaması da olabilir ama bence daha acıklı bir yerden bağırıyor bu durum; ben aslında uzayda bir hacim kaplıyorum, somutum, 5 duyuyla algılanabiliyorumu haykıracak kadar acıklı bir yerden.
Neden şiddet? sorusu karşısında şimdiye kadar gördüğüm insanı yerine çivileyen cevaplardan biri Funny Games (Michael Haneke)'teydi, çünkü anlatmak istediği şey aslında"belirli bir sebebi yok"tu. Fakat Beş Şehir'den bir fikir çıktı ve aklıma kazındı ki; insan sadece taklit eder.
İlk insanın hayvanın hareketlerini taklit ettiği gibi, bugüne kadar ne öğrendiysen taklit ederek öğrendin ve şiddet de onlardan biri. Yani bir kere başladıktan sonra... Tebrik ederiz zaten "loop"a girdiniz! Bunu öyle bir oynamış ki Tansu Biçer, sokakta kızı beklerken ayaklarında, copu kullanırken kollarında, morg sahnesinde midesinde, hep bu taklit var. Ve tabii ki, "Polis" filmi ile ilgili duyduklarını aktarırken arkadaşının cümlelerini taklit etmesi var. Tek başına bu bütünlükle bile çok etkileyici!
Bir karakter daha var ki o da böyle geliyor, kalbimizin en sakındığımız köşesine yerleşiyor; "Şevket"
Zaten onun bir çeşit Ah Muhsin Ünlü izdüşümü olduğunu hemen anlıyoruz, şiirlerinden bahsediyor, sevdiği kız için yazdığı ölü annesinin şiirinden, hayata mısraların içinden bakıyor. Yaşayacakları ve beklenen sonu öyle olmadığını söylese de, aslında en umut dolu karakter o. Yunus'un "sevdiğimi demez isem, sevmek derdi beni boğar" mısrasını söylese de bana Şevket sanki hep Yunus'tan şunu okumalıymış gibi geldi;
"İşitin ey yarenler, aşk bir güneşe benzer,
Aşık olmayan gönül, misali taşa benzer,
Taş gönülde ne biter, dilinde ağu tüter,
Nice yumuşak söylese sözü savaşa benzer"
Bir de tabii kediyle bir "çay vs kahve" sahnesi var ki, filmi izleyeli iki gün geçti, dönüp tekrar izleyip, eğlenip bir de aslında doğru diyorum. (bu üçlemeyi yaptıran film iyidir, ağzımıza layık kıvama gelmiştir). Ayrıca "çay, başarısız erkek gibi bir şey demek" nasıl bir cümledir ya :):):)
Çok karakter/detay/gönderme/referans var aslında; Dilek,Tevfik,Kedi,Çöp Sahnesi gibi. Ama ben en çok yukarıdaki ikisi aklımda kalsın istiyorum.
Onur Ünlü daha çok film yapsın, daha çok izleyelim.
Önce hüküm; çok beğendim. Arkasına hissettiklerim; bastı yahu, film içime çöreklendi. İnsan bundan da keyif alır mı, alıyor işte.
- Spoiler -
Film beş karakterin, beş farklı hikayesinin ölüm ve şiddetle kesişiminde geçiyor. Karakterlerden Aydın'a özel bir yer açmak lazım, zaten her şey onun hikayesiyle başlıyor. Büyükşehre göç eden taşralı polis, şiddete meyyal, kısmen dertten belki ama, daha çok gördüklerinden.
Yalnız yaşayan ve yeni taşınmış olan polis Aydın, insanoğlunun en ilkel davranışlarından birini sergiliyor aslında, gördüklerini taklit ediyor, etrafındaki şiddeti sorgulamadan tekrar ediyor, şiddetle "var"oluyor. Bir varoluşçuluk sorgulaması da olabilir ama bence daha acıklı bir yerden bağırıyor bu durum; ben aslında uzayda bir hacim kaplıyorum, somutum, 5 duyuyla algılanabiliyorumu haykıracak kadar acıklı bir yerden.
Neden şiddet? sorusu karşısında şimdiye kadar gördüğüm insanı yerine çivileyen cevaplardan biri Funny Games (Michael Haneke)'teydi, çünkü anlatmak istediği şey aslında"belirli bir sebebi yok"tu. Fakat Beş Şehir'den bir fikir çıktı ve aklıma kazındı ki; insan sadece taklit eder.
İlk insanın hayvanın hareketlerini taklit ettiği gibi, bugüne kadar ne öğrendiysen taklit ederek öğrendin ve şiddet de onlardan biri. Yani bir kere başladıktan sonra... Tebrik ederiz zaten "loop"a girdiniz! Bunu öyle bir oynamış ki Tansu Biçer, sokakta kızı beklerken ayaklarında, copu kullanırken kollarında, morg sahnesinde midesinde, hep bu taklit var. Ve tabii ki, "Polis" filmi ile ilgili duyduklarını aktarırken arkadaşının cümlelerini taklit etmesi var. Tek başına bu bütünlükle bile çok etkileyici!
Bir karakter daha var ki o da böyle geliyor, kalbimizin en sakındığımız köşesine yerleşiyor; "Şevket"
Zaten onun bir çeşit Ah Muhsin Ünlü izdüşümü olduğunu hemen anlıyoruz, şiirlerinden bahsediyor, sevdiği kız için yazdığı ölü annesinin şiirinden, hayata mısraların içinden bakıyor. Yaşayacakları ve beklenen sonu öyle olmadığını söylese de, aslında en umut dolu karakter o. Yunus'un "sevdiğimi demez isem, sevmek derdi beni boğar" mısrasını söylese de bana Şevket sanki hep Yunus'tan şunu okumalıymış gibi geldi;
"İşitin ey yarenler, aşk bir güneşe benzer,
Aşık olmayan gönül, misali taşa benzer,
Taş gönülde ne biter, dilinde ağu tüter,
Nice yumuşak söylese sözü savaşa benzer"
Bir de tabii kediyle bir "çay vs kahve" sahnesi var ki, filmi izleyeli iki gün geçti, dönüp tekrar izleyip, eğlenip bir de aslında doğru diyorum. (bu üçlemeyi yaptıran film iyidir, ağzımıza layık kıvama gelmiştir). Ayrıca "çay, başarısız erkek gibi bir şey demek" nasıl bir cümledir ya :):):)
Çok karakter/detay/gönderme/referans var aslında; Dilek,Tevfik,Kedi,Çöp Sahnesi gibi. Ama ben en çok yukarıdaki ikisi aklımda kalsın istiyorum.
Onur Ünlü daha çok film yapsın, daha çok izleyelim.


Yorumlar
Yorum Gönder