Değerler vs. Arzular

"... O zaman son sözümü söylememe izin ver. İnsanoğluna aklını ben bağışlamadım senin değerli Tanrın bağışladı. İçine kin, kana susamışlık tıkıştırarak..."

Olmasını istediğimiz gibi değil ademoğlu, çoğu kez değil en azından. Çünkü kolaycı, çünkü tembel, çünkü "değer"lerinin peşinden gitmek zor.

Bugün tanıştığım bir adam söyledi, Zeki Demirkubuz'un bir röportajında okuduğunu ekledi: (referans önemli) "Bu topraklarda insanlar arzularıyla yaşar, değerleriyle yargılar" sabahın köründe az önce tanıştığım birinden duyduğum cümlenin gün içinde dile geleceğini ve hatta cana geleceğini ve hatta karşıma dikileceğini öngöremezdim.

Ama öyle oldu. Tam da karşıma dikildi, "değer"lerin savunulduğu ama gerçeklerin göz kırptığı hem de baya alaycı olduğu anlar.

Peki biz bunu biliriz, görürüz, yaşarız da neden hala arzuların değil de "ortamlar"da savunulan değerlerin gerçekte de olmasını bekleriz? Neden "lafta" olduğunu bildiğimiz şeyleri görmeyi bekleriz? Neden ya? İliklerimize kadar bilmiyor muyuz duyduğumuzun "yalan" olduğunu?!

Biliyoruz. Biliyoruz da umut etmekten vazgeçmek istemiyoruz. Çünkü kabul edersek, ulaşmak istediğimize gidemeyiz. Sadece varolana başım gözüm üstüne demiş oluruz.

Napcaz peki? Kuyruğumuzu kıstırıp "nasıl arzu ediyorsan öyle madem" mi diyeceğiz. Göz göre göre savunulanın yapılmasına sessiz mi kalacağız. Yapmayalım, yüzlerine vuralım, yüzlerine vurulunca başka yerde söylemeye yüzleri olmayacağını umalım.

Biz yine umudumuzu korumak için etrafta "değer" savunup "arzu" peşinde koşanları insan içinde afişe edelim. Belki işe yarar, en azından denemeye değer. Kalk, yap, eylemsizlik kimseye bir şey kazandırmadı bugüne kadar.


Yorumlar

Popüler Yayınlar